21 Ekim 2011 Cuma

Yalnızlığa Mektup

Gecenin bir vakti...
Sarhoş...
Adımı fısıldıyor...
Ağlıyor, kucağıma düşüveriyor.
Gözlerine bakıyorum,
Keskin mavi gözlerine...
Onların içinde derin bir okyanus var...
Dalmak istemiyorum.
Alıp beni götürmesinden korkuyorum.
Birden elimi tutuyor.
'Benimle kal' diyor.
Duruyorum, alışamıyorum böyle hallere.
Çekiniyorum.
Yanaklarıma kan hücum ediyor.
Başımın içinde gülleler atılıyor sanki...
Konuşamıyorum.
'O kadar iyi anlıyorum ki seni...'
Diyor,
'Seninle susmaktan o kadar memnunum ki...'
Derin bir nefes alıyorum,
Yeni doğmuş bebek gibi,
Ciğerlerim yanıyor.
'Sana dokunmak kabuslarımdan uyanmak gibi...' diyorum.
Kaşlarını çatıyor, gözleri yere dikiliyor.
Sarılıyorum ona.
Sımsıcak bir güz gecesi...
Özlüyor serin yaz gecelerini...

Bir Kavram Olarak Ortalama

Orta olmak, ortada kalmak istemek...
Bence insan psikolojisindeki temel arzulardan biri bu.
Her insan kendini ortalama görmek ister.
Ama ortalama dediğimiz şey, günden güne, dönemden döneme hatta ortamdan ortama değişim gösterir.

Örneğin, Facebook hesabınız varsa ve lise ya da üniversite çağınızdaysanız, ortalamanın karşılığı, fazla arkadaş, beğeni almış paylaşımlar, fotoğraflara sahip olmak, güncel olan videoları takip etmek, falan filan işte... Ama bu insan ilişkileri ve sevgi bağı hakkında bir fikir verir mi, tartışılır. Sadece göz önünde olmak ve merak konusu olmak durumundasınız.
Diyelim ki olmadınız, bir şeylerden uzak kaldınız. O zaman insanların bakışlarını üzerinizde hisseder, eleştirilere maruz kalmaktan korkarsınız.

İşte burada, insanın kendiyle imtihanı başlıyor.

Yavaş yavaş 'neden bu kadar önemsiyorum ki?' demeye başlıyor ve bütün bu saçmalıktan kendinizi uzak tutuyor, kulaklarınızı tıkıyorsunuz.
İyi de oluyor, kafanız rahat ediyor ve kendi ortalamanızı kendiniz oluşturmuş oluyorsunuz.
Dolayısıyla bir tatminsizlik ya da yetersizlik duygusu içinizi kaplamıyor.
Toplumumuzun çarpıklığı içinde gerçek bir doğruyu göremeyeceğinizin bilincinde oluyorsunuz.
Çünkü aksi halde, kendi sesinizi duymakta güçlük çekiyorsunuz.
Başkalarının hayatlarını, 'ama benim olması gereken hayatımı yaşıyor' diye yorumluyor, kendinizi parçalıyorsunuz.
Gereksiz bir çaba...
Çünkü bilseniz içinizde neler saklıyorsunuz, kendi dünyanızda neler yapabilirsiniz...
Çoktan başlardınız işe koyulmaya.
Ama büyük ihtimalle, işleri ağırdan alıyor, oluruna bırakıyorsunuz.
İyi de yapıyorsunuz.

:)

Buna İhtiyacımız Vardı

Okan Bayülgen'in Tane Tane, Gereken Zamanlı Konuşması

13 Ekim 2011 Perşembe

Sonbahar Sonesi

Bu mevsimi seviyorum.
Bu mevsim ki, herkes bir alışma çabası, yenilik ve tazelik peşinde...
Bense, yalnızlığımın tadını çıkarmayı seviyorum.
Kendimden bunu hiç beklemezdim, ama ilk defa bu kadar zevk alıyorum kendimle olmaktan.
Yavaş yavaş izliyorum hayatı, sadece uzaktan ama.
Böylesi daha güzel oluyor, sindire sindire.
Hani o tam hava kararırken oluşan renk var ya gökyüzünde...
İşte bazen içim öyle bir renge bürünüyor.
Ben o rengi çok seviyorum.
Bir kamplumbağanın kabuğundaki ıslaklık gibi hissediyorum kendimi.
Sanki yıllarca ağlamış gibi...
Anca şimdi susmuş, ama çok şey anlatacakmış gibi...
Anlatmak istediğim çok şey var,
Pek çok şey sevmek için...
Pek çok yüz görmek için...
Pek çok yalnızlık tatmak için...
ve ben...
Varacağım yeri önemsemeden sadece yürüyorum.
Bazen sıkılıyor, koşuyorum.
Yoruluyor, soluklanıyorum.
Ama asla durmuyorum.
Sadece böylesine dolup taşıyorum.
ve sen eğer hayatımdaki önemini bilseydin,
sana sarıldığımı düşündüğüm an,
Ben ürperdiğimde, sen de ürperirdin.
Bu mevsimi seviyorum.
Belki de bana seni hatırlattığı için.